Gönüllülük

Gönüllülük, kişinin herhangi maddi bir beklentiye girmeden diğer varlıklar için çalışması, onlara yardım
etmesidir. Motive edici güçler olarak; iyilik yapmanın verdiği haz, insanlık duyguları, dini nedenler gibi
sebebler sıralanabilir.

Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde çok yaygın olan gönüllülük hareketleri ve kurumları; gıda,
eğitim, sağlık yardımı ulaştırabilmek için ellerinden geleni yapmaya calışıyorlar. Devletlerin de bu sivil
girişimlere ciddi teşviki ve sağladığı yardımları var.

Batıdan, yüzbinlerce, ögretmenin, misyonerin, sağlıkçının... dünyanın mahrumiyet bölgelerine, canla
başla yardım ellerini uzatmaya çalışmaları da gönüllülük kavramı içinde değerlendiriliyor.

Okul müfredatlarında yer alan gönüllü çalışma becerileri, sınıf içi-dışı etkinliklerle de sürekli canlı
tutuluyor. Henüz ilk okul yaşlarından itibaren çocuklar, gönüllü çalışmanın, başkaları için maddi manevi
yardımlarda bulunmanın önemi aşılanarak yetiştiriliyor.

Kevin Bisback, Başkent Ottawa’da, Kanada, büyük bir toplum merkezinde gönüllü çalışanların
organizesinden sorumlu bir kişi.

Kendisiyle gönüllülük felsefesi üzerinde konuştuk. Kevin, ana amacın, daha sağlıklı ve üretken bir
toplum yapısı oluşturabilmek olduğunu söylüyor. Kanada gibi çok kültürlü ülkelerde gönüllü çalışmanın,
hoşgörüyü, empatiyi dolayısıyla bir ortak yaşama kültürü oluşturduğunu vurguluyor.

Ziyaret ettiğimiz Faster Farm Toplum Merkezi’nin Ev Ödevleri Klubü’ndeki Somalili göçmen çocuklara,
İngiliz asıllı Kanadalı Jennifer Frasor yardım ediyordu o gece. Öğrencilerin matematik, fen derslerindeki
sorularını cevaplamaya çalışıyordu. Haftanın belli günleri, iş çıkışı doğruca buraya gelen Jennifer’in,
“bildiklerini başkalarıyla paylaşması” ona tarifsiz bir haz veriyor. Varoşlardaki Somalili çocuklarla güzel
bir iletişim kuran Jennifer, bu gönüllü etkinliğiyle, hem onlardan Afrika kültürüne dair şeyler öğreniyor,
hem de bu çocuklara Kanada değerlerini ögretiyor.

Her ne kadar Avusturyalı yahudi felsefeci Ivan Illich dünyanın her yanında sergilenen gönüllülük
hareketlerinin, hristiyanların misyonerlik faaliyetleri için icat ettiği bir aldatmaca olduğunu ileri sürse de,
yerel, ulusal ya da uluslararası düzeyde ortaya konan fedakarlık gayretleri, insanı oldukça ilgi görmeye
devam edecektir. İnsanın her dönemde, her yerde insana ihtiyacı vardır. İmkanı olanın, muhtaç olana
elini uzatmasında hiç bir beis yok, zaten insanlık da bunu gerektiriyor.

Sorun, gerek yanı başımızdaki komşumuza, gerekse binlerce kilometre ötedeki insanlara ne
sunduğumuzdur.

Gidilen yerlerdeki insanlara ekmek verip onların inançlarını mı satın alıyoruz, ya da inançlarıyla oynayıp
maddi varlıklarına mı göz dikiyoruz ! Yoksa , dinlerine, kültürlerine, renklerine, kim olduklarına saygı
duyarak , hiç bir şey talep etmeden sadece vermek için mi gidiyoruz!

Yaptığımız işlerde Yaradan’ın rızasını gözetmek, öteden beri bizim merkezi bir değerimizdir. Gönüllü
çalışmanın da en önemli saiklerinden biri budur. Yaradadılana Yaradan’ın hatrına, Yaradan’ın rızası için
el uzatmak...Yıllar önce vakfiyyelerimizde çok güzel yapılıyordu. Ülkemizde kısmen de olsa halen bu
geleneğin devam ettiğini görebilmek çok güzel.

Gönüllülüğün Batı'da da artık gündelik hayatın ayrılmaz bir rüknü haline gelmiş olması çok sevindirici.
Devlet kurumlarında, eğitim merkezlerinde, kâr amacı gütmeyen kurumlarda gönüllülük ısrarla teşvik
ediliyor, medeniliğin bir göstergesi ve gereği olarak telakki ediliyor.

Yaşlı dünyamızın sorunları her geçen gün katlanıyor. Açlık, susuzluk, sağlık sorunları, tabii afetlerin
yanında, savaşlar, katliamlar, tacizler dünyayı daha da yaşanamaz hale getiriyor.

Bir sistem, ne denli mükemmel olursa olsun, onu hayata geçirecek olan insandır. Bugün Doğu’nun yitik
değerlerinden biri de gönüllülüktür ve bu değer Batı’da devlet ve sivil kurumlar düzeyinde
yaşatılmaktadır. Örnek alınabilecek pek çok uygulamayla, bunun eğitimi küçük yaşlardan itibaren
verilmektedir.

Gönüllülük duygusu, bizim de insanımıza yeniden edindirmemiz gereken değerlerimizden biri. Bu ailede,
okulda, iş yerinde aşılanacak ve uygulanacaktır. Bireyselleştirilerek duyarsızlaştırılan insanımız, bencillik
girdabından çekilip çıkarılmalı ve tekrar “yaşatma duygusuyla yaşama” mefkuresini benimsemelidir.

KAYNAK: http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=137704