Ertelediklerimiz… ve Biz…


Aklıma ne geldi biliyor musunuz sevgili okurlar? Ertelediklerimizi yazınca ve sizler de son derece nazik katkılarda
bulununca, bu sabah kendi yazımı tekrar gözden geçirdim. Yorumlarınızı okudum.

Yazıdan anlaşılanlarda ciddi bir eksiklik var…! yeni fark ettim…

Erteleme denilince dikkatinizi çekti mi bilmem, hepimiz dünyaya yönelik maddi ihtiyaçlarımızı doyuracak cinsten
ertelemelerden bahsediyoruz. “Bugünün işini yarına bırakma!” şeklindeki ertelemeler.

…hep iş…güç… gelecek yatırımı… dersler… mesleki gelişim için gerekli olanlar…vs. adı ne olursa olsun, son kertede
bunların tamamı maddi ihtiyaçlarımıza endeksli.

…peki manevi ihtiyaçlarımız? Onlara yaptığımız ertelemelerin ne kadar farkındayız?

…kaçımız en yakın olduğuna inandığımız arkadaşımızın hatırını sorduk işlerimizden fırsat bulup da?

…kaçımız işten erken çıkıp, eve gidip evlatlarıyla top oynadı baba-çocuk coşkusu içinde?

…kaçımız türlü zahmetlerle pişirdiği güzel yemekler için annemizi onura ettik? “Ellerine sağlık anneciğim… Çok
lezzetli olmuş” dedik?

…kaçımız uzun zamandır görmediğimiz akrabalarımızı ziyaret ettik?

…kaçımız sadece kendimiz için, kendimizin ihtiyacı olan dinlenmeyi hediye ettik kendimize? Kaçımız tüm bunları
ertelemedik…?

Öyle çok ertelediğimiz dostluklarımız var ki. “Arayamadım… tüh yaa… akşam oldu… neyse yarın ararım Ahmet’i”…

“Söyleyemedim ya… neyse… hanım yabancı değil. Akşam eve gidince söylerim akşamki yemeğin çok lezzetli
olduğunu…”

“Ayyy… unuttum… neyse ya… öbür hafta pazara ziyaret ederiz kanser hastası akrabamızı…”


“Amannn…. Zaten gecenin kaçı oldu… iş güç geç oldu… eve erken gelince giderim bir ara gezmeye…”…vs.

İnsanın sepetleri olmalı oysa… birbirinden farklı sepetleri… ve tüm yumurtaları aynı sepete de koymamalı. Çünkü
bir gün elinizden sepetiniz düşecek olsa, içinde ne var ne yoksa hepsi kırılacak. Hâlbuki kırılanların yanında, bazı
şeylerin kırılmaması için korunması gerekir. Hepimizin hayatında işlerin böyle yürümesi olabilecek en sağlıklı yaşam
şekli.


Ne demek mi istiyorum…?

Diyelim ki sadece iş hayatımızdan ibaret bir yaşamımız var. Gece gündüz iş… sabah akşam çalışma hayatı… derken
aniden bir aksilik olsa ve iş hayatımızda bir sıkıntı devreye girse, sepet elimizden düşüyor. Ve içindeki tüm
yumurtalar kırılıyor. Arkadaşlık, çoluk/çocuk, yeteneklerimiz, farklı başarılarımız,… her şey ama her şey bir anda
yerle bir oluyor beynimizde. İflas ettik diye, bizi biz yapan, bizi bütüncül bir varlık olarak hayatta tutan her şeyi
kaybetmiş gibi oluyoruz. “Ben işe yaramaz adamın birisiyim… kimse beni adam yerine koymayacak artık… kimse
beni sevmeyecek… tutunacak hiçbir dalım kalmadı…” gibi peşpeşe ve insanı depresyona kadar götürebilecek türden
düşünceler oluşmaya başlıyor. Böylece kişi, iflas karşısında, başka bir çıkışı olmadığı için, kendi hayatını
sonlandıracak kadar ileri gidebiliyor.


…ya da bir ev hanımı. Evlenmiş. Kendisini kocasına ve çocuklarına adamış. Ama hiç arkadaşı yok. Çevresi yok.
Konuşup sohbet edebileceği, kendini ruhsal olarak önemli ve değerli hissedebileceği türden faaliyetleri yok. Sadece
evde iş güç ve çoluk çocuk… derken olur ya aniden eşi vefat eder veya evlatlarının başına bir iş gelebilir. Kendisini
temsil edebileceği farklı yumurta sepetleri olmadığı için, yumurtaların tamamı kırılır. Hayat anlamsız ve önemsiz
olmaya başlayabilir kolaylıkla. Çünkü kendisini yatıştıracak, tutunacak başka hiçbir malzemesi yoktur.


Önemli olan kendimize yapacağımız iyilikleri de ertelememek sevgili okurlar. Evet işimizi gücümüzü ertelemeyelim;
ama dostluklarımızı da ertelemeyelim.

Birbirimizi ne kadar çok sevdiğimizi söylemeyi ertelemeyelim. Arkadaşlarımızla sohbet etmemiz, onlarla
yudumlayacağımız bir bardak çay bizim için dünyaya bedel ama biz farkında değiliz. Onlarla sohbet etmeyi
ertelemeyelim. Geceleri işten eve giden, evde bir iki dizi film izledikten sonra yatıp uyuyan tipler olup çıkmayalım.

Bir şeyler yolunda gitmediğinde, kapısını çalabileceğimiz ve bize yardım edeceğinden hiç şüphemizin olmadığı
insanları eksik etmeyelim hayatımızdan.

Sepetlerimiz olsun türlü türlü… birinin adı dostluk, birinin adı kardeşlik, birinin adı arkadaşlık olsun. Bazı
sepetlerimizde kişisel yeteneklerimiz olsun. Hatta her becerimiz için bir sepetimiz olsun. Bir sepetimiz ailemiz, bir
sepetimiz evlatlarımız, bir sepetimiz eşimiz için olsun. Sahilde, çarşıda, başımızı dinleyebileceğimiz yerlerde rahat
etmemizi sağlayan yumurtalarımız olsun.

İnsanın olduğu yerde problemin olmaması imkansız sevgili okurlar. insan nerede, sorun orada. Önemli olan sorun
yaşamamak değil, sorunlarımızla nasıl baş edebileceğimizle ilgili çözümleyici özelliklerimizi geliştirmemizdir. Bu
açıdan bakıldığında, duygusal yatırımlarımızı tek boyutlu alanlara yaparsak kolay yıpranırız. Ama bize ait olan çeşitli
özelliklerimizi ve yeteneklerimizi, farklı yerlere yerleştirirsek, yaralanmalarımız da az olur. İflas ettik diye intihar
etmeye kalkışmayız örneğin. Eşimiz bizi boşuyor diye dünyanın sonu gelmiş gibi hissetmeyiz. Sınavı kazanamadık
diye, hiçbir işe yaramayan lüzumsuz varlık muamelesi yapmayız kendimize. Her durum ve konumda
yapabileceğimiz pek çok işin olduğunu biliriz.

Tam da bu nedenle bizi biz yapan tüm özelliklerimizi tek bir sepete yerleştirmemeyi ihmal etmeyelim. Çeşitli
sepetlerimiz olsun. Her bir sepete, sanki öbür sepetler hiç yokmuş gibi sahip çıkalım. Yani işlerimizi ihmal etmeyerek
yaşarken, dinlenme ve kendimize iyi davranma sepetimizi de korumayı ertelemeyelim.

Geleceğimiz için maddi yatırımlar yaparken, gelecek tasarımımızı oturturken beynimize, duygusal ihtiyaçlarımızı da
göz ardı etmeyelim. Kendimize verebileceğimiz en güzel hediyeleri ertelemeyerek işe başlayalım. Gizli bölmelere
ayıralım ruhsal dünyamızı. Ve her birini bir sepete yerleştirelim. Yerleştirmeyelim ki sepet düşerse, içinde kırılanlar
bizi yok etmesin. O sepet kırılırsa, öbür sepeti takarız kolumuza… ayağımız takılır düşersek hayat yolunda, bizi
duygusal anlamda besleyebilecek uygun sepeti alırız omzumuza… ve devam ederiz yolumuza.

Her hayat için, her ideoloji için, her beyin için “insanın kendisine verebileceği en güzel hediye” kavramı değişir.
Kimimiz için uzun bir tatildir hediye, kimimiz için güzel bir derin uyku… bir başkası içinse doyasıya sevgi, doyasıya
dostluk…

…kendi adıma söylemem gerekirse, insanın kendisine verebileceği en güzel hediye “huzur dolu bir aile”.

…İyi anlaşan, iyi konuşan, iyi dinleyen insanlardan oluşmuş güzel bir aile.

…Ve bu ailenin hayatına klavuzluk eden ilahi bir yaşam programı. Yani kur’an…

Sevgiyle kalın…

(Not: Sevgili okurlar… ilgilenenler için minik bir özür hatırlatması yapmak istiyorum. Daha önceki iki yazımda Salı ve
Perşembe günleri, Radyo 7 frekansında, sizlerden gelen sorulara canlı canlı cevap vereceğimi yazmıştım. Ani bir
rahatsızlık nedeniyle, son bir haftadır evde hiç hareket edemeden yatıyorum. Stüdyoya ve diğer tüm işlerime
gidemez bir haldeyim. 26 Nisan Perşembe günü -Allah izin verirse- ayağa kalkmış ve sorularınızın cevabını vermek
üzere radyoya gitmiş olurum inşallah… Daha önce duyurusu yapılmış ve gerçekleştirilememiş bu programlardan
ötürü özür dilerim.)


Bana ulaşmak için: mehtapkayaoglu@gmail.com

(Dn.Psikolog&Psikoterapist)



Tel: İYİLİK HALİ Danışmanlık Merkezi

(0216) 449 01 53 (Pbx)

(0555) 408 12 68

KAYNAK: http://www.haber7.com